Kayıtlar

Aralık, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Duvardaki resminle avunur gönlüm: Alison Brie

Resim
Güzel oyuncu Alison Brie, 38 yaşında.

2020 yılında en sevdiğim 12 dizi:

Resim
 2020 yapımlı en sevdiğim 12 dizi: 1- We Are Who We Are  2- I Know This Much Is True 3- How to with John Wilson 4- I Hate Suzie 5- I May Destroy You 6- High Fidelity 7- Normal People  8- Bir Başkadır 9- Ted Lasso 10- The Eddy 11- Gangs of London  12- Queen's Gambit

İlk kural saygı: Ali Tekintüre

Resim
 ''Ustalara saygı kuşağı'' olacak olan ve her yazıda bambaşka bir alandan bambaşka bir ustayla ilgili görüşlerimi yazacağım ''İlk kural saygı'' bölümünün ilk konuğu Ali Tekintüre oldu.  Arabesk müzik türü, benim evde duyduğum bir müzik değildi. Hatta çok uzaktım, neredeyse hiç duymamıştım. Ama bu ülkede yetişmiş her insan gibi, bunu sürdürebilmek pek mümkün değildi. En azından benim için mümkün olmamıştı. Sanırım arabeskle, ilk olarak ortaokulun sonlarına doğru tanıştım. Sınıf arkadaşlarım arabesk müzikleri söylüyor, onları hatta tribünlerde söylenen tezahüratlara çevirerek bağırıp çağırıyorlardı. Daha önce duymadığım ancak sözlerini fark edince büyük bir hayranlık duyduğum bu şarkılar, benim dinlemeyi sevdiğim müziklere (rock, metal ve hatta Sagopa Kajmer) hiç benzemiyordu. Ancak eve giderek Limewire adlı program sayesinde bazı arabesk şarkıları dinlemeye başladım ve nedense çok hoşuma gitmişti.  O günden bu yana arabesk, uzaktan uzağa sevmeye devam ett...

Sinefil dertleri: Friends ve Sex and the City

Resim
Sinemayla ilgili dertlerimi, düşüncelerimi ve sinemayla alakalı güncel konuları yazacağım ''Sinefil Dertleri'' için bugün önüme düşen iki haberle başlangıç yapmak istedim.  Friends dizisi Blu TV'ye tüm sezonlarıyla birlikte gelmiş, Sex and the City dizisinin yeni bölümleri aynı kadroyla birlikte gelecekmiş.  Friends ve Sex and the City yayınlandıkları dönemde çok sevilmiş, insanları etkilemiş ve yayınlandıktan sonra da insanlar tarafından sevilmeye, insanları oldukça etkilemeye devam etmiş iki efsane dizi. Ancak benim itiraf etmem gereken en büyük şey ise, bu dizilerin izleyicisi olmadığımdır.  Aslında bu dizileri izlemeye çalıştım ancak bana hitap etmediklerini, hem yaşanan o hayatın hem yapılan esprilerin bana göre olmadığını çok rahatlıkla söyleyebilirim. Maalesef, bu dizilere gülmediğim gibi oldukça bayağı ve sıkıcı buluyorum. Özellikle bu diziyi sahiplenen bir kitleyle ilgili büyük sıkıntılarım olabilir. Çünkü özellikle küçük şehirlerde yaşayan ya da daha doğru...

Yazar olamamakla ilgili dersler #1-7

Çok sevdiğim Coen Kardeşler'in, en sevdiğim filmlerinden biri olan ''Barton Fink'' filminde şöyle bir replik geçiyordu: '' Sen yazar falan değilsin Barton, sen lanet olası bir yazamazsın! '' Ve yine en sevdiğim dizi olan Californication dizisinde şuna yakın bir replik vardı: '' Yanılıyorsun. Ben bir yazar değilim. Çünkü yazarlar, otururlar ve aklında dönüp duranları kağıda geçirirler. Benden ise hiçbir şey çıkmıyor, hiçbir şey yok, hiçbir şey yazmıyorum.. '' Ben Tuna Felix Yüksel, bu iki örnekteki kadar başarılı olamadığım halde onların yaşadığı benzer şeyleri yaşıyorum. Hal böyle olunca, çoğu başarılı yazarın yaptığını yapmaya ve yazarlıkla, daha doğrusu yazma eylemiyle ilgili bir şeyler söylemeye karar verdim. Söyleyeceğim herhangi bir maddeyi yapmadım ve hatta çoğu zaman bunların aksini yaptım. Bu yüzden, yazdığım en büyük eser olan hayatımı göz önünde tutarak, bunları söylemekte herhangi bir sakınca görmüyorum. Bir imam olarak gör...

Duvardaki resminle avunur gönlüm: Julie Delpy

Resim
Saklamak istediğim fotoğrafları paylaşacağım ''Duvardaki resminle avunur gönlüm'' köşesinde 51. yaşını kutlayan Julie Delpy var.  Fransız oyuncunun güzel fotoğrafları ise şöyle:

1 isim, 5 film: Julie Delpy

Resim
Sinema tarihinin en romantik üçlemesinin başrolü Julie Delpy, 51 yaşında. Fransız oyuncunun en sevdiğim 5 filmini sıralamak hiç de zor olmadı. ''Before Sunrise, Before Sunset, Before Midnight'' filmlerini dahil ettikten sonra sinema tarihinin en etkileyici üçlemelerinden biri olan ''Üç Renk'' üçlemesinin ''Beyaz'' filmini dahil edince geriye ünlü oyuncunun yazıp yönettiği ''Two Days in Paris'' filmini eklemek kaldı. Bu filminin devamı olan ''Two Days in New York'' olduğu ve bu filmi de ünlü oyuncunun yazıp yönettiğini hatırlatayım.  İşte ünlü oyuncun en sevdiğim 5 filmi:  5- Two Days In Paris 4- Before Midnight 3- Before Sunset 2- Before Sunrise 1- Trois Couleurs: Blanc Doğum günün kutlu olsun en romantik üçlemenin kadını!

Bauhaus: The Keret House (Keret Evi)

Resim
Bauhaus köşemde sevdiğim, ilgimi çeken, hoşuma giden mimari tasarımları paylaşacağım... Polonyalı mimar Jakub Szczesny'nin gerçekleşmesinin mümkün görülmediği inanılmaz bir vizyonun parçası olarak tasarlanan ''Dünyanın En Dar Binası'' üç yıllık çalışmanın ardından nihayet tamamlandı. İki mevcut yapının arasına oldukça dar bir şekilde inşa edilen evin en geniş noktası 122 santimetre olma özelliğini taşıyor. Doğal aydınlatmanın tercih edildiği dünyanın en dar binası, düşünüldüğü kadar klostrofobik görünmüyor. Polonya'nın Varşova kentinde bulunan Keret Evi, İsrailli yazar Etgar Keret'den başlayarak, seyahat eden yazarlar için süresiz olarak geçici bir yuva olarak hizmet verecek. Mimar Jakub Szczesny'nin binanın tasarımıyla ilgili oldukça sanatsal ve kafa açan açıklamaları mevcut. Etgar Keret benim sevmediğim bir türün, çok sevdiğim bir yazarı. Yazmakla uğraşan biri olarak, böyle bir evi sevmemem ve merak etmemem elimde değil. Mimarın açıklamalarını da okuyu...

Perde önü: Babamı kim öldürdü?

Resim
1992 doğumlu Fransız yazar Édouard Louis'in yazdığı ''Babamı Kim Öldürdü'' adlı roman, oldukça kısa olmasına rağmen tüm cümlelerin altını çizmek isteyeceğiniz kadar etkileyici ve cesur bir metin. Otobiyografik bir roman olan bu kitap, bir baba - oğul çatışmasına dayalı.  Kitabın özeti şöyle: '' Birtakım iç hesaplaşmalar içindeki yazar uzun zaman sonra çocukluğunun geçtiği, küçük, çirkin bir Fransız kentinde yaşayan babasını ziyarete gider. Karşısında bulduğuysa, erkeklerin duygularını bastırması ve sert olması gerektiğini savunan, bugün “toksik erkeklik” denen kültürün içine doğmuş, kendisine rol model olan birçok erkek gibi erkenden okulu bırakıp işçiliği değişmez bir kader gibi sırtlanarak fabrikalarda çalışıp ellisinde yatağa mahkûm olmuş, zavallı bir adamdır. '' Bu dünyada nerede yaşıyor olursanız olun neredeyse tüm oğulların, babalarıyla hesaplaşması gereken bir gün mutlaka oluyor. Öyle ki, yaşanan baba - oğul çatışmaları birbirlerine benzediğin...

İntihar mektupları: Beethoven (Heilingenstadt Vasiyetnamesi)

Resim
Bir Woody Allen filminde şöyle bir replik geçiyor: ''Onun için kaygılanıyorum evet. Çünkü romantikler, intiharı romantik bulur.'' Her ne kadar zaman zaman kabul etmesem de romantik biri olmamdan dolayı yani aslında romantizm akımının bir parçasıymışım gibi yaşadığımı düşünürsek, intiharı her zaman romantik bulmuş ve intihar edenleri her zaman yüceltmişimdir.  Sevdiğim sanatçıların intihar etmelerini de çok severim. Ya da daha doğrusu intihar etmiş çoğu sanatçıyı seviyorum. Ve durum böyle olunca, ''intihar mektupları'' köşesinde intihar ederek hayatını kaybetmiş sanatçıların, son cümlelerini paylaşmaya karar verdim...  İntihar mektupları'nın ilk konuğu: Beethoven  - 1794 yılında işitme duygusunu yitiren Alman besteci Beethoven, bu durumu hiç kimseye yansıtmamaya çalıştı.  - Ancak Beethoven, bir süre sonra düzeleceğini umduğu işitme kaybının düzelmediğini ve hatta tam tersi bir şekilde işitme kaybını tamamen yitirdiğini fark etti. - Beethoven, artık he...

1 isim, 10 film: Jake Gyllenhaal

Resim
En sevdiğim aktörlerin başında Jake Gyllenhaal, 40 yaşında! 19 Aralık 1980 doğumlu oyuncu, önceki küçük rollerinin ardından 2001 yılında çekilen Donnie Darko filminde ilk başrolünde yer alarak dikkatleri çekti.  Ablası Maggie Gyllenhaal gibi oyunculukta ilerleyen ve kendi jenerasyonunun en iyi oyuncuların başında gelen Jake çeşitli filmlerde oynayarak kalbimi kazanmasını bildi. Babası yönetmen, annesi senarist olan ünlü oyuncunun benim için bir başka anlamı ise Heath Ledger'in en yakın arkadaşı olması ve Ledger'in kızının vaftiz babası olması.  Jake Gyllenhaal'in filmlerini hem onun oyunculuğuna hem de filmin iyiliğine göre sıraladım:  10- Okja (Bong Joon Ho, 2017) 9- Wildlife (Paul Dano, 2018) 8- Enemy (Denis Villeneuve, 2013) 7- Demolition (Jean-Marc Vallée, 2015) 6- Southpaw (Antoine Fuqua, 2015) 5- Nightcrawler (Dan Gilroy, 2014) 4- Zodiac (David Fincher, 2007) 3- Donnie Darko (Richard Kelly, 2001) 2- Brokeback Mountain (Ang Lee...

Hem kitap hem film: Uçurtmayı Vurmasınlar

Resim
Kitaplar, okuyucular için kendi hayatlarından kurtulmanın en iyi yollarından biri olmuştur. Sinema için de en büyük ilhamlardan biri. ''Hem kitap hem film'' köşesinde, kitabından filme dönüşmüş eserleri yorumlayacağım...  ''Hem kitap hem film'' köşesinin ilk konuğu: Uçurtmayı Vurmasınlar 1989 yılı yapımlı Uçurtmayı Vurmasınlar filmini ilk izlediğimde henüz küçük bir çocuktum ve yıllar sonra aklıma geldiğinde hatırladığım en büyük şey, filmi izledikten sonra duygulandığım ve gözlerimden akmasını engelleyemediğim yaşlarım olmuştu. Bir çocuk olarak izlediğim için filmin ana karakteri olan küçük Barış'ı daha kolay anlayabilmiş ve onun için çok daha üzülmüştüm. En azından hatırladığım şey buydu.  Her ne kadar filmin yönetmeni Tunç Başaran geçtiğimiz yıllarda ''Uçurtmayı Vurmasınlar filmi politik bir film değil'' açıklamasına anlam verememiş ve biraz üzülmüş olsak da ben bu filmi halen seviyor, Türkiye sineması için önemli bir film olduğun...

Bir an - Bir anı: Roberto Baggio'nun kaçırdığı penaltı

Resim
Süper kahraman filmlerinin bir klişesi vardır: önce dünyayı kurtaran bir süper kahraman ortaya çıkar ancak daha sonra işler kötüye gider ve insanların bir kahraman olduğuna emin oldukları o kurtarıcı bir anda hedefteki isim olarak kendisini süper kahraman olarak görenleri büyük hayal kırıklığına uğratır...  Roberto Baggio'nun futbol kariyerini düşündüğümde nedense aklıma bu durum gelir.  Ben doğmadan iki sene önce oynanan 1994 Dünya Kupası finalinde İtalya, Brezilya ile karşı karşıya gelir. O maça kadar turnuvada 5 gol atarak, ülkesinin final oynamasında en büyük pay sahibi olan Baggio yaşayacağı ikonik anın uzağında, hem kupayı ülkesine getirmek hem de turnuvanın en iyi oyuncusu ünvanını kazanmak istiyordu.  Zorlu mücadelenin normal süresi başladığı gibi golsüz bitince uzatma dakikalarına geçilmiş, uzatma dakikalarında da gol olmayınca kupanın sahibini belirlemek penaltılara kalmıştı. Bu aynı zamanda bir ilk demekti, ilk kez Dünya Kupası kazananı penaltıların sonucunda b...