Kayıtlar

Ocak, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hem kitap hem film: Undine

Resim
Undine filmi:  Undine, Berlin'de yaşayan bir tarihçidir. Küçük dairesinde basit bir hayatı olan Undine, sevgilisi tarafından başka bir kadın için terk edilince farklı bir inanışa kapılır. İnandığı mite göre Undine kendisini aldatan adamı öldürmeli ve bir zamanlar kendisini çağıran suya geri dönmelidir. Ancak efsanenin aksine Undine, kimseyi öldümek istemez. Tam da bu sırada karşısına Christoph adında bir adam çıkar. Undine, ilk görüşte aşık olduğu Christoph ile ilişki yaşamaya başlar. Başlarda her şey yolunda gider; ta ki Christoph'un kendisinde bir şey sakladığını düşünene kadar. Kendisini ihanete uğramış gibi hisseden Undine, yeniden bir karar vermek zorunda kalır. Undine romanı: Undine bir su perisi... Ya ölümsüz kalacak ya da ölümsüz bir ruha kavuşacak insan bedeninde... Beyaz atlı şövalyesini bekliyor. Ancak aşk, bu peri masalındaki rüyaları gerçekleştirebilir. Ne pahasına olursa olsun... Aristokrat bir Fransız aileden gelen Alman romancı ve oyun yazarı Friedrich de la Mo...

Futbolu konu edinen 10 film

Resim
Eurosport Türkiye ve Derelaspor için futbol ile sinemanın kesiştiği 10 filmi derledim. Yazım şöyle: Yönetmenliğini Serdar Akar’ın yaptığı Dar Alanda Kısa Paslaşmalar filminde geçen ‘hayat fena halde futbola benzer’’ cümlesini ya da Simon Kuper tarafından yazılan bir kitabın adı olan ‘’futbol asla sadece futbol değildir’’ cümlesini hepimiz duymuşuzdur. Burada bahsedilen şey, futbolun yalnızca bir oyun ya da bir spor olmadığı, daha fazla anlamı olduğudur. Çünkü gerçekten öyledir. Futbolda, yani saha içinde, hayatta yaşanan tüm duyguları yaşamak mümkündür. Yeşil sahada yaşananlar insana mutluluğu, sevinci, mutsuzluğu, üzüntüyü, acıyı, korkuyu, öfkeyi ve gerilimi yaşatabilir. Rakip takımının kalabalık defansı arasında kaybolmuş bir forvet yalnızlığı, ezeli rakibe transfer olmuş bir futbolcu ise ihaneti öğretebilir. Gözlerinizi hakeme çevirdiğinizde ondan beklentiniz adalet arayışını temsil edebilir, büyük bütçeli takımlarla daha mütevazı paralarla mücadele etmek zorunda kalan takımlar sını...

Benzediğim kurmaca karakterler

Resim
Twitter'da gündem olmuş ''Kurmaca Karakter Kişilik'' testini çözdüm ve diğer insanların yüzdelerine yaklaşan bir yüzdem olmasa da çıkan sonuçtan dolayı mutlu oldum.  Bu teste göre bu kurmaca karakterlerine benziyormuşum: Jesse (Before Sunrise): 77% Chandler Bing (Friends): 76% Fox Mulder (The X-Files): 76% Charlie Kelmeckis (The Perks of Being a Wallflower): 73% Tyrion Lannister (Game of Thrones): 72% Harry Potter (Harry Potter): 72% Patrick Jane (The Mentalist): 71% Elliot Alderson (Mr. Robot): 70% Joel Barish (Eternal Sunshine of the Spotless Mind): 70% Fleabag (Fleabag): 70% Holden Ford (Mindhunter): 69% Lip Gallagher (Shameless): 69% Will Hunting (Good Will Hunting): 69% Rust Cohle (True Detective): 68% Sherlock Holmes (Sherlock): 68% Neo (The Matrix): 68% Dr. Spencer Reid (Criminal Minds): 67% Marla Singer (Fight Club): 66% Debra Morgan (Dexter): 66% Randle Patrick McMurphy (One Flew Over the Cuckoo's Nest): 66% Sherlock Holmes (Elementary): 66% Saul Goodma...

Sinefil dertler: ''Malcolm & Marie'' filmini merakla bekliyorum

Resim
Euphoria’nın yaratıcısı Sam Levinson’ın yazıp yönettiği, Zendaya ve John David Washington ikilisinin başrolde yer aldığı ''Malcolm & Marie'' filmi 5 Şubat günü Netflix'te yayınlanacak. Benim 2021 yılında merakla beklediğim filmlerin başında gelen filmin konusu ise şöyle: Marriage Story tarzında olduğu söylenen bu filmde bir yönetmen (Washington) ve kız arkadaşı (Zendaya) bir filmin gala kutlamasından eve döner. Yönetmen, filmin eleştirmenlerin beğenisini kazanacağından ve finansal başarıyı çabucak yakalayacağından emin görünmektedir. Ancak gecenin devamında ilişkileriyle ilgili gerçekler, aniden su yüzüne çıkarak aralarındaki sevginin gücünü sınamaya başlar. Yalnızca konusuyla bile benim seveceğim anlaşılan filmin benim için ilginç bir yanı ise şöyle: Beni tanıyan herkes bilir ki, ben aynı anda çok projeyle uğraşırım. Çoğundan vazgeçer ya da daha sonrası için saklamayı uygun görürüm. Yaklaşık bir buçuk iki sene önce İzmir'de bu filme benzeyen bir tiyatro oyu...

sinefil dertleri: olmuş işlerin, olmaya çalıştığı başka işler

Resim
 BluTV’de “The Office” esinlenmesi olan ACANS dizisinin ardından, Fleabag izlerken ortaya atılmış bir fikir olduğu her halinden belli olan Bonkis dizisi yayınlanacakmış. BluTV kendi kitlesinin farkında buna göre dizileri tercih edip bu kitleyi kullanmak isteyerek bu işleri yayınlaması çok normal. ama yine de her kitlenin kendi klişelerini ve birbirinin taklidi imajını veren ucuzluklarını yaratması da çok tuhaf geliyor bana. Örneğin ben Ramy dizisinden etkilenip orta sınıf muhafazakar bir ailede büyüyen Muhammet’in, kendisini Kadıköy sanat camiasının ortasında bulmasını konu alacağı ve arada kalmışlığın tuhaf, komik, eğlenceli ama bir o kadar da hüzünlü hikayesi MAMi dizisini (Muhammet, Mami’ye dönüşüyor hani) yazsam, belli bir karşılık göreceğini biliyorum. Peki neden yazmıyorum? O da benim salaklığım galiba...

2020 yılında en sevdiğim 16 film

2020 yılında 200'ü aşkın film izlemişim. Her gün en az 1 film izlemeye çalışan ben için pek az bir rakam olduğunu düşünüyor olsam da bu yıl çok da fena olmayan filmler izlediğim için mutluyum.  2020 yılının en sevdiğim 16 filmi: 1 Sound of Metal 2 Possessor 3 Mank 4 I’m Thinking of Ending Things 5 Shirley 6- Martin Eden 7- Never Rarely Sometimes Always 8- Soul 9- Another Round 10- Ma Rainey’s Black Bottom 11- Undine 12- Nomadland 13- Wolfwalkers 14- Ammonite 15- The Invisible Man 16- Dick Johnson is Dead

Yolu edebiyatla kesişen filmler

Resim
''Edebiyat Atölyesi Dergisi'' için yolu edebiyatla kesişen filmleri derledim. İlgili haberim şöyle:  Yedinci sanat sinema, kendisinden önce var olan sanat dallarının hepsiyle iletişim halinde olan ve onlardan beslenen bir sanat dalı. Sinemanın edebiyatla olan ilişkisi diğer sanat dallarıyla olan etkileşiminden daha yaygın ve daha önemli bir yer tutuyor. Özellikle sinemanın gelişiminde edebiyatın, bilhassa romanların etkisi oldukça büyük. Çeşitli edebi eserler sinemaya uyarlanırken, çoğu yazar da filmlere konu oldu.  Hâl böyle olunca, yazmayı ve yazarları konu edinmiş sinema yapımlarını Edebiyat Atölyesi okurları için derledik… 1 - Sunset Bulvarı (Sunset Boulevard - Billy Wilder, 1950) Joe Gillis adındaki genç bir senaristin, ününü kaybetmekte olan aktris Norma Desmond ile yollarının kesişmesini konu alıyor. Senaryolarını satamayan, başarısız ve parasız Joe, Sunset Bulvarı’ndaki bir eve sığınır. O evde yaşayan Desmond, kendi yazdığı senaryoyla sinema dünyasına geri dönme...

futbol, fena halde hayata benzer: adem ljajic

Resim
 futbol, fena halde hayata benzer.  Adem Ljajić, Beşiktaş'a gelmeden önce büyük potansiyeli olan, milli takım forması giyen ve daha üst seviyelere çıkması beklenen bir futbolcuydu. Beşiktaş'a geldikten sonra, çok iyi top oynadı. ama sonra sevgilisiyle aralarının bozuk olduğu söylentileri çıktı ve daha sonra form düşüklüğü yaşamaya başladı. öyle ki, sevgilisinin adı takım arkadaşı tosic ile anılmıştı. ancak adem, tekmeyi bir başka takım arkadaşından yedi. sevgilisi, milli takım arkadaşı olan jovic ile kendisini aldatmış, aldatmasından bir süre sonra ondan hamilere kalarak, onunla evlenmişti. bu olayın ardından adem'in alkole bağımlı olduğu söylendi. sahada kayıp olan adem'in mutsuz olduğu, kendisini insanlardan, takım arkadaşlarından soyutladığı her halinden belliydi. 29 yaşındaki futbolcu, üzgün, mutsuz tavırlarıyla ortalıkta dolaşırken, futbolculuğunu unutup, kariyerini neredeyse hiçe sayarak, hassas ve kırılgan kişiliğiyle birlikte gönül ilişkisinde yaşadığı bu sorunu...

Sinefil dertleri: Lars von Trier'in son hali

Resim
Benim en sevdiğim yönetmenlerin başında gelen Lars von Trier, geçtiğimiz günlerde bir röportaj vermiş ve bu röportajın sonunda ''Lars von Trier, Riget'e yeni sezon çekecekmiş" haberiyle gündeme gelmişti. Riget, Trier'in 1994 yılındaki dizisiydi. Bu kadar uzun bir zamanın ardından yeni sezon çekmeyi düşündüğünü açıklaması herkesi heyecanlandırmıştı.  Ancak o röportajı izleyince fark edilen en önemli şey, Lars von Trier'in sağlık durumu oldu. Trier adeta İbrahim Tatlıses gibi bir hale bürünmüş, sağlığının ne kadar kötü olduğu her halinden anlaşılır bir vaziyetteydi. Yüzü ve kolları titreyen Trier, konuşmakta zorlanıyor, konuşma zorluğu çekiyordu. Anlattığına göre, klavyenin tuşlarına artık basamadığı için kendisine bir asistan tutmuş ve bu asistanı kendi söylediklerini bilgisayara geçirerek yazıyormuş. Kitap okuması da artık mümkün değilmiş ve bu yüzden sadece sesli kitap dinleyebiliyormuş. Film yönetmesi bu şekilde zor olacağı için bilgisayar programından yardım...