Sinefil dertleri: Lars von Trier'in son hali
Benim en sevdiğim yönetmenlerin başında gelen Lars von Trier, geçtiğimiz günlerde bir röportaj vermiş ve bu röportajın sonunda ''Lars von Trier, Riget'e yeni sezon çekecekmiş" haberiyle gündeme gelmişti. Riget, Trier'in 1994 yılındaki dizisiydi. Bu kadar uzun bir zamanın ardından yeni sezon çekmeyi düşündüğünü açıklaması herkesi heyecanlandırmıştı.
Ancak o röportajı izleyince fark edilen en önemli şey, Lars von Trier'in sağlık durumu oldu. Trier adeta İbrahim Tatlıses gibi bir hale bürünmüş, sağlığının ne kadar kötü olduğu her halinden anlaşılır bir vaziyetteydi. Yüzü ve kolları titreyen Trier, konuşmakta zorlanıyor, konuşma zorluğu çekiyordu. Anlattığına göre, klavyenin tuşlarına artık basamadığı için kendisine bir asistan tutmuş ve bu asistanı kendi söylediklerini bilgisayara geçirerek yazıyormuş. Kitap okuması da artık mümkün değilmiş ve bu yüzden sadece sesli kitap dinleyebiliyormuş. Film yönetmesi bu şekilde zor olacağı için bilgisayar programından yardım alacakmış. Kendisine özel yazılan bir program sayesinde kamerayı nasıl konumlandıracağını, kameranın ne yapacağını bu program sayesinde gerçekleştirebilecekmiş.
Trier, daha önceki röportajlarında alkol ve uyuşturucu bağımlısı olduğunu söylemişti. Psikolojik sorunları olan ünlü yönetmenin hayat ilgisi de oldukça ilgi çekici.
- Trier’in annesi, oğlu sanatçı genlere sahip olsun diye Trier’i, kocasından değil, kocasının patronu olan ve aynı zamanda Danimarka’nın en ünlü bestecilerinden birinin ailesinden gelen Fritz Michael Hartmann’dan yapmaya karar vermiş. Trier bu gerçeği annesi ölüm döşeğindeyken öğrenince, soluğu babasının yanında almış ama babası ona sadece avukatlarıyla konuşması gerektiğini söylemiş.
- Bir sürü fobisi olan Lars von Trier'in en büyük fobisi ise uçak fobisi. Uçağa asla binmeyen Trier, her yere kendi karavanıyla gitmesiyle meşhur.
- Lars von Trier hem kadınlardan oldukça korkuyor hem de kadınlardan nefret ediyor. Karısıyla, filmlerindeki kadın oyuncularla olan ilişkisi bunun en büyük örneklerinden biri.
- Antichrist filmini majör depresyonda olduğu günlerde yaptığını söyleyerek, özür diledi. Hitler'i anladığını, anladığı için ona sempati duyduğunu ve İsrail devletinden nefret ettiğini Cannes Film Festivalinde dile getirdi.
- Cannes Film Festivali'nin bir daha festivale davet almama kararıyla birlikte Nemfomanyak filmi için Berlin Film Festivali'ne katılan Lars von Trier, festivale üzerinde Cannes’ın Altın Palmiye simgesi ve içinde “Persona Non Grata” yazan tişörtüyle katıldı.
- Hayatı boyunca kaygı bozukluklarıyla, endişe ve korkularıyla uğraştı. Bunlardan kurtulabilmek adına uyuşturucu ve alkole sığındı. Alkol içmediği zaman sürekli acı çekiyor, alkol içtiğinde ise takıntılarından, fobilerinden, korkularından ve kaygılarından kurtulabiliyormuş.
Lars von Trier'in hayatı boyunca uğraşmak zorunda olduğu psikolojik sorunları onu sinemaya, alkole ve uyuşturucuya itti. Alkol ve uyuşturucu ise onun bedenine oldukça zarar verdi. Bir daha Trier'in filmini izleyebilir miyiz bilmiyorum ama her şeyi bir kenara koyduğumuz zaman onun çok iyi ve oldukça ilginç bir sinemacı olduğundan eminim. Ve sanırım yaşayan en önemli entelektüellerden biri.
Onu böyle görmek üzücü...

Yorumlar
Yorum Gönder